Kitaplar bazen bizi uzak dünyalara götürür, bazen de en sade halimizle kendimize geri getirir. Satoshi Yagisawa’nın “Torunka Kafe” adlı romanı, benim için tam da bu ikinci türden bir eser oldu. Bu kitabı okumak, her şeyden uzak, stressiz, sessiz ve huzurlu bir sokakta yürümek gibiydi.
“Torunka Kafe” ile tanışmam bir kitapçı rafında oldu. D&R’ın popüler yazarlar bölümüne gittiğimde kafamda iki seçenek vardı: ya bir dünya yazarı alacaktım ya da tasavvuf üzerine bir kitap. İkisini de bir süre araştırdım. Sonunda karar veremeyip ikisini de aldım. Tasavvuf tarafında tercihim Ahmet Özhan’ın “Özgürlüğü Beklerken” adlı kitabı oldu; onu da başka bir yazımda anlatacağım. Dünya yazarı tarafında ise Torunka Kafe’nin kapağı, arka kapak yazısı ve üzerindeki “Uluslararası Çok Satan Yazar” ifadesi hemen dikkatimi çekti.
Kapakta gözüm en çok kedilere takıldı. Çatıda yatan, pencere önünde oturan, kafeye doğru yürümeye yönelen kediler… İstanbul’da yaşayan biri olarak her köşede kedilerle karşılaşmaya alışkınım, bu yüzden İstanbul’un kedilerine karşılık Tokyo’nun kedileri merakımı iyice artırdı. Ne var ki kitabın içinde kediler, kapaktaki kadar çok yer almıyor. Yine de beni bu kitaba ilk çeken şey o kapak oldu.
Roman, Tokyo’nun dar bir ara sokağında saklı, önünden turistler kadar mahallenin kedilerinin de geçtiği küçük bir kafede geçiyor. Torunka Kafe’nin müdavimleri arasında masada hep küçük bir iz bırakıp giden gizemli bir genç kadın, yıllar önce vazgeçtiği hayatın peşine düşüp mahalleye geri dönen bir adam ve büyük bir kaybın ardından ilk kez âşık olan genç bir kız var.
Okumaya başladığımda beni ilk yakalayan şey kitabın kurgusu oldu. Torunka Kafe hep aynı yerde, sabit kalıyor; kitap ise üç bölümde farklı insanların bu kafede yaşadıklarını ve biriktirdikleri anıları anlatıyor. Her bölümde aynı kapıdan içeri giriyor ama bambaşka bir hayata konuk oluyorsunuz.
Okurken kendimi hikayenin bir parçası gibi hissettim. Karakterler birbirinden ayrılırken metro istasyonuna onlarla birlikte yürüdüm. Kahvelerini yudumladıklarında ben de bir yudum aldım sanki. Parkta konuştuklarında ise kenarda oturup onları sessizce izledim. Kısacası kitap beni aldı ve o küçük ara sokağa götürdü.
Beni en çok etkileyen ise kitabın içindeki ayrılıklar, vedalar ve verilen sözler oldu. Bazı karakterler sevdiklerini korumak için zor kararlar alıyor, bazıları ise başkalarına sessizce sahip çıkıyor. Bu hikayeler bana insanların birbirinin hayatına ne kadar derinden dokunabildiğini ve bu dokunuşların ne kadar güzel şeylere yol açabildiğini gösterdi. Neler yaşandığını ise okurken kendiniz keşfetmelisiniz.
Yagisawa’nın sade ve akıcı anlatımı, okuyucuyu hiç zorlamadan hikayenin içine çekiyor. Kitap boyunca karakterlerle kurduğum bağ, kitabı bitirdikten sonra da uzun süre aklımdan çıkmadı. Hayatın hızına kapılıp küçük mutlulukları gözden kaçırdığım günlerde, bu roman bana yavaşlamayı ve etrafımdaki insanlara biraz daha dikkatle bakmayı hatırlattı.
“Torunka Kafe”, sadece bir roman değil, aynı zamanda kaybolmuşluk hissinin ve yeniden başlamanın sıcak bir anlatısı. Eğer henüz okumadıysanız, bu kitabı mutlaka okuma listenize ekleyin. Yanınıza bir fincan kahve alın ve kendinizi Torunka’nın samimi atmosferine bırakın.
Bu kitap sayesinde yaşadığım huzur, beni hem kitabın hem de Satoshi Yagisawa’nın büyük bir hayranı yaptı. Umarım siz de bu yolculuktan en az benim kadar keyif alırsınız.
“Eğer ‘Torunka Kafe’ kitabını okuduysanız, yorumlarınızı ve düşüncelerinizi heyecanla bekliyorum!”
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.
Yeni bir yazı yayınladığımda size e-posta ile haber vereyim. Başka bir şey göndermem; istediğiniz zaman tek tıkla ayrılabilirsiniz.
Diğer Bloglar